KAGİDER Üyesi Özgül Öztürk Yazdı: Afet Sonrası Yaşam Alanlarına Dair Çözüm ve Yaklaşım Önerileri

KAGİDER Üyesi | 10ay önce | 5 dakikalık okuma

“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” sözüyle başlamak istiyorum.

Yani hayatta yönümüzü kaybettiğimizde, yönümüzü bulmamızı sağlayacak gerçek rehberimiz bilimdir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, delalettir. Yalnız ilim ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve zamanla takip etmek gerekir"

2020 İzmir depremi ardından birbirinden kıymetli bilim insanlarımız, meslek odalarımız, kamu kurumlarımız, sivil toplum kuruluşlarımız biraraya gelmiştir. İzmir depremi ortak akıl bulaşmasının sonuçları, kentin afet risklerinden korunmasında bilimin ve aklın ışığında önemli bir rehber niteliğindedir, cevabımın bir kısmında sayısal verilere dair kaynak olarak kullanarak kesinlikle okunmasını tavsiye ediyorum.

Kaynaklara göre ülkemiz topraklarının %92’sinin deprem tehlikesi altında olduğunu, %66’sının ise birinci ve ikinci derecede tehlikeli deprem bölgesinde yer aldığını; ülke nüfusumuzun yüzde 70’inin deprem tehlikesi altında yaşadığını; büyük sanayi tesislerinin, barajlarımızın neredeyse tamamının deprem bölgelerinde bulunduğunu unutmamalıyız. Riskli alanlarda, yanlış yerde, uygun olmayan zeminde barınma, yerleşim yapılmamalı.

İmar planları afet riskine göre yapılmalı. 2023 Türkiye’sinde afet yönetimi, 1959 yılında yayımlanan “Afet Yasası”; imar hukuku ise 1985 yılında yayınlanan “İmar Yasası” çerçevesinde yürütülüyor. Zamanın ruhuna, ihtiyaçlarına uygun bir şekilde afet ve imar yasaları yeniden düzenlenmeli. Deprem üretme potansiyeli ve yıkıcı etkisi olabilecek tüm fayların, deprem tehlikelerinin, risk ve etkilerinin belirlenmesi ve imar planlarına entegre edilmesi çok önemli.

Zemin seçimine istinaden konu uzmanları ve bilim insanlarınının çalışmalarına kulak vermeliyiz.

Deprem üretme potansiyeli ve yıkıcı etkisi olabilecek tüm fayların, deprem tehlikelerinin, risk ve etkilerinin belirlenmesi ve imar planlarına entegre edilmesi çok önemli. Zayıf zeminlerde deprem yer hareketi, kaya zeminlere oranla artmaktadır. Kaya zemin üzerine yapı yapılması önceliklendirilmeli. İstimlak edilen tarım arazisi, doldurulan dere yatakları veya su havzaları üzerinde yapı yapılmasına izin verilmemeli, yapı yapılmamalı. Geçmişte Elazığ merkezinde yerleşim alanı tepede Harput’ta iken daha sonra şehrin zemini uygun olmayan kısımlarında yerleşim yapılmasıyla yaşanan 2020 deprem felaketi ortada.

Zemin ve temel etüdü projeleri yetkin ve konusunda uzman kişiler tarafından yapılmalı, uygulamada denetlenmeli ve kontrol edilmeli.

Kentsel planlarda tüm dünyaca kabul edilen %25 yapı, %25 altyapı ve %50 açık yeşil alan standardı sağlanmalı, kentsel açık yeşil sistemleri, sosyal, ekolojik yaşam koridorları oluşturulmalıdır.

Şehir Plancısı, inşaat mühendisi, mimar, jeoloji mühendisi, sosyologlar vb disiplinlerden katılımcılar yer almalı. Doğru zeminde, doğru bir planlama-mühendislik-denetim-uygulama-kontrol ve bakım onarımı ile bütünsel ve multisipliner çalışma bir zorunluluk olmalı.

Mimari ve barınmaya dair ekolojik, sosyal, kültürel, ekonomik boyutları kapsayan bütünsel bir bakış açısıyla adımlar atılmalı. Ülkemizde depremler ardından deneyimler ile kısa vadeli olması öngörülen geçici yaşam alanlarının 1 seneden az olmayan, 4 seneye kadar kullanımı olabildiği görülmektedir. Bu sebeple yapılacak barınma alanlarının geçiciden ziyade modüler eklenmelerle kalıcı çözümlere gidilebilir, daha sonra atık yaratmamak adına dönüştürülerek farklı kullanıma uygun olabilecek, deprem bölgesinin iklim koşulları gözetilerek enerji tüketimi azaltılarak yazın serin, kışın sıcak bir ortam sağlanacak tasarımlar yapılmalı. Doğa ile uyumlu, yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanan, sağlıklı, kendine yetebilen, atığın sistemi içinde hammadde olduğu çözümlere, ekolojik bakış açısıyla döngüsel tasarımlara gidilmeli.

Geçici konut olarak başlayıp kalıcı konuta dönüştürebilmesi için tasarlanan bu çekirdek konut hızlı ve kolay bir şekilde temin edilebilmesi için her araziye uygun olabilecek şekilde prefabrik ve modüler sistemde imal edilmektedir.



İnsanların biraraya gelebileceği kapalı sosyal yaşam alanları ve açık meydanlar olmalı. Çocukların rehabilite olabileceği güvenli oyun alanları konunun uzmanlarının görüşleri alınarak tasarlanmalı. Engelli, dezavantajlı vatandaşlarımızın erişilebilirlikleri unutulmamalı. Ortak alanlar planlanmalı: yeşil alanlar, topluluk bahçeleri, gıda üretim alanları, el emeği ve el işi ürünlere dair üretim alanları, sanatın iyileştirici gücü ile birarada yaratım yapabilecekleri alanlar, inanç alanları, tamir-geri dönüştürme alanları, çamaşırhaneler, okul-kreş alanları, depo, pazar alanı. Tüm ihtiyaçlar 4 boyut gözetilerek planlanmalı – ekolojik, sosyal, kültürel, ekonomik.

Nüfus yoğunluğunun çok büyük oranda kentlerde olması yerine yeni çözümlerde kırsala yerleşimin teşvik edilmesini, gerekli altyapı donatıların yapılarak akıllı kasabalar tasarlanmasını önemli buluyorum. Kırsala yönelimin teşviğinde ekonomik üretimlere yönelik kırsal kalkınma destekleri artırılmalı. Kullanımları kontrol edilip denetlenmeli. Dikey değil yatay yerleşimin önceliklendirildiği, kendine yeten, doğa ile uyumlu mimaride, yerelin doğasına ve iklimine uygun bölgeden edinilebilecek malzemelerin kullanıldığı, yıkıldığında doğaya karışabilecek veya yeniden kullanılabilecek, esnek, uzun ömürlü, sağlamlık ve sağlığın gözetildiği malzemeler kullanılmalı. Önerilen çözümlerin tamamında malzemeler kullanılırken, yapı üretilirken bilimsel verilere dayalı ve tekniğine uygun şekilde uygulamalar yapılmalı.

Deprem sonrasındaki kentin toparlanma sürecinde bu işin multidisipliner bir çalışma halinde yapılması gerektiğini unutmamak gerekir. Kentlerin tasarımı bir yıldan beş yıldan ibaret değildir. Hatay özelinde bakarsak 2300 yıllık bir kentten bahsediyoruz. Kentin kadim bilgeliği, kültürel mirası, doğal kaynakları, iklimi, yerel hafızası ve tarihinde geçirdiği depremler veya her türlü afetler dikkate alınmadan kenti toparlamak mümkün olamaz. Doğa ile uyumlu mimariden bahsederken doğaya ve doğal süreçlere bütünsel bakmak zorunluluktur. Her tasarlanacak alanda konunun uzmanları ile birliktelikli çalışmak gerekir. Böylesine büyük ölçekli bir travma ardından örneğin tasarlanacak çocuk oyun alanları, birkaç plastik park oyun ekipmanından ibaret olamaz. Pedagoglar, çocuklarla uzun yıllar sahada çalışmış eğtimciler, sosyologlar, uzmanlar bu tasarım çalışmasında danışılan, fikirleri alınan disiplinler olmalı. Afete dirençli alanlar tasarlarken yeşil alanlara dair yapılacak tasarımda peyzaj bir bahçe süsünden ibaret değildir. Sulak alanlar, bitki örtüsü, dere yatakları, su havzaları peyzaj atlasında görülür. Kentin kadim bilgeliğini, kültürel mirasını dikkate alarak yapılacak çalışmada konunun uzmanları muhakkak sürecin içinde olmalıdır. Yapılan yapıların dayanıklılığı, yanlış zeminde denetimsiz uygulamalar ve imarı olmayan yerlere verilen yapı izinleri ile inşaat mühendisleri ve ilgili uzmanlar ile çalışmalar olmazsa olmazları tüm bu sürecin. Mimar işin tüm aktörleri ile birarada, bütünleşik bir biçimde rol oynamalıdır. En önemlisi de devlet politikasına girmiş kararlar, kanunlar, günümüze uyarlanmış afet yasası ve imar yasası olmalıdır.

27 Şubat 2010’da Şili yaklaşık 3 dakika süren 8.8’lik bir deprem ile sarsıldı ve ardından gelen tsunamiyle neredeyse yok olan kasabalardan biri olan Constitución'un yeniden inşasında önemli bir rol oynayan mimarın yaklaşımı ile ortaya çıkan projeden bahsetmek istiyorum.

2016 yılı Pritzker Ödülü’nü kazanan Şilili mimar Alejandro Aravena’nın projesi, toplumsal katılımı merkeze alarak bir kentin yeniden doğuş hikayesi sırasında doğanın ve bölgede birlikte yaşayan insanların dinamiklerine göre hareket etmenin önemini çok değerli bir şekilde ortaya çıkaran bir proje.



ELEMENTAL VILLA VERDE HOUSING Elemental’ın kurucusu Alejandro Aravena, yerlerinden edilen insanların barınma ihtiyaçlarını karşılamak için ‘Yarım Ev’ olarak tabir edilen iki katlı konutlar tasarladı. Evlerin diğer yarısının sahipleri tarafından zaman içinde kendi arzularına göre tamamlanması öngörüldü. Düşük maliyetli konutlar için uzun vadeli bir çözüm üretmenin yenilikçi yollarından biri olarak görülüyor.

Elazığ depreminden 1 ay önce yapımını tamamladığımız modern toprak yapıdan bahsetmek isterim. Sürdürülebilir kalkınma dalında Toprağın Kadınları dünya ödülü akabinde Elazığ Keban ilçe merkezinde uygulamış olduğumuz yapı, Elazığ bir deprem bölgesi olması itibariyle betonarme temel üzerine uyguladık. Statik projesine tamamen uyularak yerinde uyguladığımız projeyi gerçekleştirme aşamasında ilçeden yerel halk, “biz bu kadar demirle 6 katlı bina yapardık boşuna bu kadar malzeme kullandın tek kat yapı için” dese de tam 1 ay sonra yaşanılan depremi sağlam bir şekilde atlattı toprak yapımız. Yörenin toprağını, pişirmeden, enerji harcamadan yerinde sıkıştırarak uyguladık. Yeşil çatılı, nefes alan, yağmur suyunu klozet rezervuarında geri kazanan sürdürülebilir bir yapı yaptık. 6 Şubat depreminde Elazığ ve Malatya’da pek çok yapı yıkılmasına rağmen tekniğine uygun yaptığımız toprak yapı deprem ardından sağlam bir şekilde ayaktadır. Geleneksel yapım tekniklerimizin günümüzde çağdaş şekilde kullanılmasını sürekliliğin sürdürülebilirliği açısından önemsiyoruz.



Mimar Özgül Öztürk – Anadolu Meleği Kadın Eğitim ve Üretim Merkezi – Keban Elazığ – Sıkıştırma yöntemi ve Alker tekniğinde yörenin toprağı ile pişirmeden yerinde yapıldı.



RENZO PIANO VE STEFANO BOERI AMATE AMATRICE -2016’da Orta İtalya’yı vuran depremden sonra kentte kısa bir süre sonra, sadece birkaç hafta içinde Renzo Piano ve Stefano Boeri bir kantin inşa etti. Daha sonra 8.000 m2’ye yayılarak bolca restoran ve eğlence mekanları barındıran kompleks tamamlandı.

Özgül Öztürk

KAGİDER Üyesi

Mimar

A Mimarlık – Döngüsel Tasarım



KAGİDER Üyesi

Girişimci

KAGİDER Üyesi