KAGİDER Başkan Yardımcısı Tijen Mergen Yazdı: Mutluluk öğrenilebilen bir şey mi?

KAGİDER | 13 gün önce | 4 dakikalık okuma

Sondan başlayayım; evet, mutluluk öğrenilebilen bir şey. Daha doğrusu bu konuda çaba göstererek daha olumlu düşünmeyi, yaşadığımız andan daha çok keyif almayı öğrenebiliriz. Power of Happiness olarak “İşte Mutluluk ve Mutluluğa Liderlik” atölyeleri düzenliyoruz. Bu atölyelerde katılımcılara “sizi mutlu eden bir anı paylaşır mısınız?” diye soruyoruz ve maalesef birçok katılımcıdan, ”beni mutlu eden hiçbir anı hatırlamıyorum” cevabı geliyor. Sonra biraz kurcalayınca iyi hissettikleri anları hatırlıyorlar.


Beyin çok enteresan bir organ. Doğası gereği olumsuza odaklandığı biliniyor ve bunun suçlusu beynimizde özgürce akma eğiliminde olan ve olumsuz düşünceleri teşvik eden kimyasal “kortizol”. Beynimiz kortizolü çok seviyor, ufak bir tehlike gördüğünde ve stres anında kortizol salgılanınca doğal olarak öncelikle negatif duygulara odaklanıyor. İşte pozitif psikoloji bu noktada devreye giriyor ve diyor ki; kötü giden şeyi düzeltmeye çalışmak yerine iyi olanlara odaklanalım. Normal psikoloji soruna odaklanır ve sorunu çözmeye çalışır ama pozitif psikoloji iyi giden ne varsa ona odaklanmayı gösterir bize.


Bir başka gerçek de; pozitif olma durumu genlerimizle de şekilleniyor. Çalıştığınız kurumda, arkadaşlarınız arasında hemen fark edersiniz kimler daha pozitif, kimler değil. Bilim diyor ki pozitif bakma yetisi yüzde 50 genlerimizden geliyor. Yani genlerimizde olaylara pozitif bakmak varsa şanslıyız. Bir yüzde 10 pay var ki yaşadığımız koşullar, şehir, ülke, çalıştığımız iş, ailemiz, dinimiz, kazancımızla ilintili. Ama bakın sadece yüzde 10! Yani pek çok kişi mutluluğu özellikle de maddi şeylere, kazançlarına bağlıyor ama aslında bunların mutluluğumuza etkisi sadece yüzde 10. Bunu ben değil, bilim insanları söylüyor. Geri kalan yüzde 40 ise bizim elimizde olan ve eğer doğru yönetirsek mutluluğumuzu pozitif etkileyecek çalışmalar. Pozitif psikoloji de işte bu yüzde 40’a odaklanıyor ve bireylerin pozitif bakış açısını geliştirmesine yardımcı oluyor.


Öncelikle pozitif psikoloji, Polyannacılık değil. Yani hayatta olumsuz hiçbir şeyi görmemeyi, her şeye olumlu bakmayı kastetmiyorum. Pozitif psikoloji; yaşanılan her neyse, olumlu ve olumsuz tüm yönlerini görmeyi, olumsuzla mücadele edip, olumluya odaklanmayı öğretiyor bize.


Peki, yaşadığımız dünyada pandemiden doğal afetlere, ekonomik krizlere kadar birçok sorun varken, insan nüfusunun çok büyük bir kısmı açlık ve savaşlarla uğraşırken, gündelik hayatın rutine binmiş zorlukları herkese ağır gelirken, nasıl mutlu olacağız? Sık sık bu soruyla karşılaşıyoruz. Son dönemlerde herhalde bu gelişmelerden nasibini almamış hiç kimse yoktur. İşte tüm bu olumsuzluklar içinde iyi anlar yaratmayı, olumsuza değil olumluya odaklanmayı öğrenmeliyiz.

Google’ın eski üst düzey yöneticilerinden, mühendis kökenli Mo Gawdat’ın çok satan kitabı Solve For Happy’i okumanızı tavsiye ederim. Dubai’de harika bir işi ve ailesi varken 20’li yaşlarda bir tanecik oğlunu basit bir apandisit problemi ve arka arkaya gelen hatalar neticesinde kaybediyor. Bu kayıp öncesinde de mühendis kafasıyla mutluluğun formülü üzerine kafa yoran Gawdat, acı kaybı sonrası yazdığı kitabıyla on binlerce insana daha mutlu yaşama konusunda yol göstermeye çalışıyor. Şöyle diyor; “oğlumun acısı hep içimde, her sabah o acıyla kalkıyorum, ilk 15 dakika üzüntümü yaşıyorum. Ama sonra, değiştirebileceğim ve çevreme iyilik yapabileceğim konulara odaklanıyorum.”


Mo, kitabında “mutluluk yolunuzu kendiniz tasarlayın” diyor ve bir de formül veriyor: Beklentileriniz ile gerçekleşenler ne kadar birbirine yakın ise mutluluğa da o kadar yakınsınız.


Peki biz ne yapalım da daha olumlu bakalım hayata? Bu yazımda 7 ipucu vermek istiyorum.


1) Mo Gawdat’ın dediği gibi gerçekleri ve size ne hissettirdiğini yaşayın, duygularınızın farkında olun ve kabul edin. Bu farkındalık ve kabullenme çok önemli.


2) Değiştirebileceğiniz ve değiştiremeyeceğiniz şeyleri iyi ayırt edin. Sizi üzen, kızdıran şey değiştiremeyeceğiniz bir şey ise kabul edin ve üzerinde hiç zaman harcamayın. Değiştirebileceğiniz şeylere odaklanın. Değiştirebileceğiniz şeyler için de zihniyet değişikliği gerekiyor. “Ah neden bu benim başıma geldi!”, “zaten ben şansızım” veya “hep benim başıma gelir” edebiyatı yerine; öğrenen, merak eden, olumlu zihniyet ile “peki ben neyi değiştirebilirim?”, “neyi farklı yapabilirim”, “bu noktada benim yapabileceğim neler var?” şeklinde sorularla konuyu irdeleyin. Bu zihniyetle bakmaya başlayınca çözümler de arka arkaya gelecektir.


3) Dostlarınıza sıkı sıkı sarılın. Harvard Üniversitesi’nin 80 yıldır yürüttüğü çok büyük bir araştırma var. https://news.harvard.edu/gazette/story/2017/04/over-nearly-80-years-harvard-study-has-been-showing-how-to-live-a-healthy-and-happy-life/ Harvard Grant Study olarak geçiyor. Bu çalışma mutluluğun birinci koşulunun iyi ilişkiler olduğunu söylüyor. İyi aile ilişkileri, mutluluğunuzu, sıkıntılarınızı paylaşabileceğiniz, gerektiğinde destek alabileceğiniz dostlar belki de hayattaki en önemli sermayemiz. Dostluklarınızı geliştirmeye ve korumaya zaman ayırın. Pandemi nedeniyle uzak kaldığımız sevdiklerinizle gerekiyorsa teknolojiyi kullanarak buluşun, sohbet edin.


4) Hobi edinin. Size iyi gelen, sevdiğiniz şeylere hemen şimdi vakit ayırmaya başlayın. İşte yorulduğunuzda, ilişkilerinizde kötü bir dönem geçirdiğinizde hobileriniz yardımınıza koşacaktır. Ben dans etmeyi çok seviyorum. Çok yorgun ve stresli zamanlarımda bile beş dakika dans etsem havam değişiyor, iyi hissediyorum. Bahçeyle uğraşmak, müzik dinlemek, film izlemek, bir enstrüman çalmak, doğa içinde vakit geçirmek, resim yapmak, dikiş dikmek, puzzle yapmak, her ne ise mutlu anlar yaratmak için birebirdir.


5) Sporu ayrı ele almak istiyorum. Egzersiz yapmak, vücudu çalıştırmak, sadece fiziksel olarak iyi olmamızı sağlamıyor, mutluluk hormanları olan endorfin ve seretonin salgılanmasını tetiklediği için mental olarak da iyi hissetmemizi sağlıyor. Hatta spor beynimizde farklı merkezleri çalıştırarak hafıza ve yaratıcılık becerilerimizi de geliştiriyor. Her gün bir egzersiz yapın. 40 dakika açık havada yürüyüş için hangi ortam ve zamanda olursa olsun vaktiniz vardır. Mesela işe yürüyerek gidin. Akşam uyumadan evinizin etrafında bir tur atın. Öğlen işyerinizde yemek sonrası turlayın.


6) Elimizde olanlar için şükretmeyi bilin. Bazı şeylerin ancak kaybedince değerini anlıyoruz. Mesela pandemi bize doğaya çıkmanın, dostlarımızla olmanın ne kadar değerli olduğunu, şu günlerde yaşadığımız yangınlar doğamızın kıymetini hatırlattı. Belki hepimiz çevremiz, ormanlarımız için şükretmeyi ve kıymetini bilseydik, ormanları yakacak ihmallerde bulunmayacaktık. Hayatımızda iyi olan şeyleri görmek ve şükretmek çok çok önemli. Bu da bir alışkanlık haline gelebilir aslında. Mesela her akşam yattığınızda o gün iyi olan üç şey düşünün. Hatta başucunuzda bir küçük defteriniz olsun, yazın. Göreceksiniz belli bir süre sonra çevrenizde olan iyi şeyleri daha çok görmeye başlayacaksınız.


7) Başkalarına yardım edin. Hepimizin birbirimize ihtiyacı var. Dünyada bizim desteğimize ihtiyacı olan çok canlı var. Bir derneğe üye olun veya kurumunuzda, çevrenizde var olan sosyal çalışmalara katılın. Göreceksiniz size çok iyi gelecek.

Bu pandemi ve doğal afetler olumluya odaklanma ve olumluyu çağırma konusunda tüm dünyaya sinyaller veriyor. Yazımı Mahatma Gandhi’nin Mo Gawdat’ın formülünü de destekleyen bir sözüyle bitirmek istiyorum.


“Mutluluk; düşüncenizin, söylediğinizin ve yaptığınızın aynı paralelde olmasıdır”

“Happiness is when what you think, what you say, and what you do are in harmony”


Galeri



KAGİDER

Türkiye Kadın Girişimciler Derneği

Türkiye Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER), girişimcilik yoluyla kadının güçlenmesini hedefleyen bir sivil toplum kuruluşudur. Kadının sadece ekonomik olarak değil politik ve sosyal olarak da güçlenmesini hedefler. KAGİDER kadın girişimciliğini, kadınların eşitsiz ve dışlanan toplumsal konumlarının değişmesi ve bu sayede ekonomik güçlenme ile kadın güçlenmesini sağlayacağı için destekler. Kadın girişimcilerin sağlayacağı faydalar, kadınların güçlenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına katkı verecektir.